Sağlık haberleri

Kalp sağlığı çocuklukta başlar

cocuk_kalp_sagligiİlerleyen yaşlarda ciddi bir problem olarak görülen kalp hastalıklarının önlenmesi çocukluktan başlıyor. Çocuklukta doğru tanı ile tedavi edilen kalp rahatsızlıklarının ilerde problem olması önlenebilir.

Prof. Dr. Yavuz Beşoğul, çocuklukta görülen kalp hastalıklarının “Doğumsal kalp bozuklukları, romatizmal kalp hastalıkları ve ritm ve elektriki ileti bozuklukları” olmak üzere üçe ayrıldığını belirtti. Prof. Dr. Yavuz Beşoğul “Doğumsal kalp hastalıkları %1 oranında görülür. Bunların da en sık görüleni kulakçıklar arası delik olarak bilinen ASD’dir. Bu tip delikler ameliyatla çok rahatlıkla kapatılabilir. Özellikle de sağ koltuk altından küçük bir operasyonla yapılabilmesi hem çocuk hem de ebeveynler yönünden büyük bir konfordur. Aynı yöntem çocuklarda kalp kapakçıklarının tedavisi içinde sıklıkla uygulanabilir. Günümüzde 30’lu yaşlara kadar uzun etkili penisilin tedavisi kapakçık hastalıklarının sıklığını düşürmüştür. Çocuklarımızın düzenli beslenmesi yanı sıra fiksel aktivite ve spor yapmaları bu tip kalp hastalıkları görülmesini azaltmıştır” şeklinde konuştu.

Çocuklukta görülen kalp hastalıkları

1. Doğumsal kalp bozuklukları: Anne karnında bebeğin gelişimi sırasında ki yetersizlik sonucu oluşan anomalilerdir. Kalp deliği olarak da bilinen bu bozuklukların çok değişik şekilleri vardır. Ayrıca kulakçık ve karıncıklardaki gelişme bozuklukları ve koroner damar anomalileride birlikte veya yalnız bulunabilir. Bu grup kalp hastalıkları en sık görülendir.

2. Romatizmal kalp hastalıkları: Sık geçirilen boğaz enfeksiyonları özellikle de beta olarak bilinen streptokok mikropları ile oluşur.Bu grup kalp kapakçıklarını tutar ve daha çok gelişmekte olan ülkelerde sık olmakla beraber ülkemizde de halen etkindir. Dikkatli takip ve zamanında müdahale ile kolaylıkla tedavi edilebilir.

3. Ritm ve elektriki ileti bozuklukları: Kalbin çalışmasını sağlayan elektriksel uyarı ve iletim sisteminde yavaşlama,duraklama,hızlanmalarla ortaya çıkan bozukluklardır. Daha çok okul çağı ve erişkin yaşlarda kendini gösterir.Bu rahatsızlıkla birlikte doğumsal kalp anomalileri de bulunabilir ve bu nedeni olarak ortaya çıkar. Bazen de altta yatan herhangi bir neden yoktur. Ayrıca kalp kası iltihapları, kalp zarı iltihapları altta yatan sebep olarak ortaya çıkar.

Sigara genetik mutasyona yol açıyor

sigaraSağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, her 15 sigaranın bir hücrede genetik mutasyona yol açtığını bildirdi.

Prof. Dr. Murat Tuncer, sigara yüzünden Türkiye’de her yıl on binlerce kişinin öldüğünü, çok sayıda kişinin hastalandığını ya da sakat kaldığını söyledi.

Sigara nedeniyle, “Türkiye’de her gün 300 kişilik bir Boeing 737 uçağı düşüyormuş gibi” insanın hayatını kaybettiğini ifade eden Tuncer, “Her gün adeta bir uçak düşüyor ve bir tek kişi bile kurtulmuyor. Ne kadar kötü bir durum” dedi.

“Ölen kişilerin yaşamı neye karşılık geliyorsa sigaranın ortaya çıkardığı maliyet de o kadar” diyen Prof. Dr. Tuncer, şöyle konuştu:

“Sigaraya bağlı ölümleri ve hastalıkları azaltmaya ve durdurmaya çalışıyoruz. Bugüne kadar sigara tüketimine ilişkin çıkarılan yasaların sonuçlarını tam anlamıyla 2020 yılından sonra almaya başlayacağız. Kısa dönemde astım krizleri ve kalp hastalıklarını azaltabilecek ancak asıl sonuçları 2020′den sonra göreceğiz. Özellikle kanserle ilgili yansımalar için biraz zamana ihtiyaç var.”

Tuncer, Türkiye’deki sağlık sorunlarının başında sigaranın yol açtığı rahatsızlıkların geldiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Türkiye’de kanser, sigara demektir. Sadece içenler değil hayatında ağzına sürmeyenler bile sigaraya bağlı ölüyor. Dünyada her yıl 1 milyon kişi pasif içicilikten ölüyor. Türkiye’de de yaklaşık bin kişi, hiç içmediği halde sigaradan hayatını kaybediyor. Her 15 sigara bir hücrede genetik mutasyona yol açıyor. Kaç mutasyona hassassanız önemli. Belki bir mutasyona hassassanız 15 sigaradan sonra kanser olursunuz. 10 bin mutasyona hassassanız buna göre hastalığa yakalanıyorsunuz. Yani her içilen sigaranın kansere doğrudan etkisi var.

GDO’dan nasıl korkuyoruz değil mi? Sigara GDO’lu insan yapıyor. Düşünün sigara yüzünden GDO’lu insanlar ortaya çıkıyor. Çünkü sigara, yapıyı bozuyor.”

Kaynak : AA

Palyatif bakımın önemi

Tedavi sürecini tamamlamış hastaların veya tedavinin sonuç vermediğinin anlaşıldığı hastalara verilen hizmet çok önemli.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı öğretim üyesi ve Palyatif Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Özyalçın, palyatif bakımın önemine işaret ederek, “Palyatif bakım, tedavi sürecini tamamlamış hastaların veya tedavinin sonuç vermediğinin anlaşıldığı hastaların ve ailelerinin desteklenmesi sürecinde verilen hizmetlerin tümüdür” dedi.

Yapılan açıklamaya göre, Palyatif Bakım Derneğince sağlık şirketi Janssen Cilag iş birliğiyle Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hekimlere yönelik palyatif bakım eğitimi verildi.

Burada bir sunum yapan Prof. Dr. Özyalçın, palyatif bakımın, tedavi sürecini tamamlamış hastaların veya tedavinin sonuç vermediğinin anlaşıldığı hastaların ve ailelerinin desteklenmesi sürecinde verilen hizmetlerin tümü olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Özyalçın, hastada tedavi kaynaklı oluşan yan etki ve belirtilerin, başta ağrı olmak üzere, iştahsızlık, hareket kısıtlılığı gibi bulguların azaltılması ve hastanın onurlu bir son dönem geçirmesini sağlayabilecek hizmetlerin bir arada ele alınması ile gelişen bir uzmanlık alanı olan palyatif bakımın bir ülkenin medeniyet seviyesini gösterdiğini belirtti.

Prof. Dr. Özyalçın, şunları kaydetti:

palyatif-bakımın-önemi“Sadece kanser değil, alzheimer gibi, romatoid artrit gibi bazı hastalıklar var ki tıp henüz bu hastalıklara bütünüyle çare olamıyor. İşte palyatif bakım bu hastaların hastalıkları nedeniyle veya tedavileri süresince oluşan yan etkileri gidermek, hastayı rahat ettirmek ve gerektiğinde hasta yakınlarını beklenenlere karşı hazırlamak da palyatif bakımın hizmet alanı içerisindedir.”

Yaralılara nasıl bakılıyorsa yaşlılara ya da ölmekte olan bireylere de aynı derecede önem göstermek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Özyalçın, şöyle devam etti:

“Çünkü sadece hasta kişi değil, hastanın yakınları da hastalıktan etkilenmektedir. Hasta yakınları bakım için gereken süreyi ayırmak için işlerinden olurlar, bakım hizmetlerinin ağırlığı yüzünden yorulurlar, hastanede hastayı yaşatmak için verilen mücadeleler nedeni ile maliyetler de artar. Bunların hepsini düzenlemeye yarayan, multidisipliner bir sağlık hizmeti olan palyatif bakım, algolog, onkolog, nörolog, cerrah, hemşire, din adamı, sosyal gönüllülerin bir arada bulunduğu, ama kilit kişinin hemşire olduğu, bunun yanı sıra psikolog, sivil gönüllülerin de işbirliği ile sürdürülmesi gereken bir ekip işidir.

Prof. Dr. Özyalçın, ağrı konusuna da değinerek, şöyle dedi:

“Aynı zamanda analjezik ilaçlar, hızlı etkili morfin benzeri güçlü ilaçlar ve farklı yapıda morfin benzeri ilaçların azlığı, analjezik tüketimindeki planlamalardaki sorunlar, araştırma kaynaklarının azlığı ve sağlık profesyonellerinin de bu alanda ilaç kullanımı ve genel olarak palyatif bakımın prensipleri konusundaki eğitim eksikliği en önemli sorunlarımızdandır. Palyatif bakım ölümü doğal bir süreç olarak kabul eder ve bu süreci uzatmaya ya da kısaltmaya yönelik bir uygulama planlamaz. Bu durumda izlenen bir hastaya, gereksiz incelemelere izin vermez. Bu anlamda maliyetleri ve incelemelerin vereceği rahatsızlığı önler. Ancak hastanın konforu önemlidir. Bu konuda ödün vermez.”

Toplantıda, Prof. Dr. Özyalçın’ın yanı sıra İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalından Prof. Dr. Sevil Bavbek, Ege Üniversitesi Algoloji Bilim Dalından Prof. Dr. Meltem Uyar, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalından Doç. Dr. Alp Yentur ve Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Adem Akçakaya da sunumlar gerçekleştirdi.

Sunumlarda palyatif bakım hizmetlerinin sağlık sistemi ile bütünleşebilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin ve ulusal palyatif bakım programlarının hazırlanması, narkotik ağrı kesicilerin çeşitlendirilmesi, gerekli doz ayarlamalarının yapılması için yönetmeliklerin oluşturulması ile hekim ve sağlık çalışanlarının konu kapsamında bilinçlendirilmesinin önemine değinildi.

Kaynak : AA

Çocuklarımız neden şişmanlıyor?

sisman_cocukEvde anne-babaları, okulda öğretmenleri endişelendiren bu önemli sorunun yanıtı sadece şu cümlede gizlidir: Çocuklarımız çok yedikleri için değil, yanlış besinler tükettikleri ve yeteri kadar hareket etmedikleri için şişmanlıyor.

Yani sorun sağlığa faydalı besinleri fazla yemeleriyle değil, zararlı yiyecek-içecekleri çok tüketmeleri ve az hareket etmeleriyle ilgili. Çocukların önüne konan zararlı besin seçeneklerinin sayısı arttıkça, çocuk şişmanlığı daha da içinden çıkılmaz bir sorun haline gelecektir.

Çocukların sık tükettiği yanlış besinlerin başında “fast food yiyecekler” geliyor. Bunların kalorileri çok yüksek.

Sağlık Bakanlığı’nın okul kantinlerinde bu tür yiyeceklerin satışına yasaklama getirme yolunda adımlar atması sevindirici bir gelişme.

Sık tüketilen yanlış besinler listesinde ikinci sırayı “sağlıksız atıştırmalar” alıyor. Ciddi bir besleyici değeri olmayan cips, gofret, bisküvi, browni ve benzeri yüksek kalorili atıştırmalar, özellikle son yıllarda önemli bir kilo tetikleyicisi oldu. şeker yüklü meşrubatları, kolalı, gazlı içecekleri de unutmamak lazım. Bakliyat, tam tahıl ve süt ürünlerinin eskiye oranla daha az yenmesi de önemli bir sorun.

Çalışan annelerin çocuklarının evde sağlıklı beslenme ihtimalleri azaldığından beslenme yanlışlarına bağlı kilo kazanımı problemi bu grupta daha da belirginleşiyor.

Çocukların eskiye oranla daha az hareket ettikleri de kesin. 30-40 yıl öncesinde çocuklar eğlenmek için koşardı. Yakan top, saklambaç, stop, seksek oyunları, çelik çomak, ne oynarsanız oynayın birinin kaçması, diğerinin kovalaması şarttı. şimdilerde durum tersine döndü. Eğlenmek için koşmak değil, oturmak ön plana çıktı.

Günümüz çocukları televizyon izleyerek, bilgisayar oyunları oynayarak, yani sokakta koşuşturarak, parklarda oynayıp enerji harcayarak değil, masa başında bilgisayar, atari oyunu oynayarak eğleniyor. Çocuklarımız için ulusal bir tehdit olma yolundaki çocuk şişmanlığı sorununun çözümü ancak “ulusal bir plan” ile mümkündür.

Kaynak : HÜRRİYET GAZETES

İşte obezitenin formülü

obeziteDünya Sağlık Örgütü (DSÖ), obezitenin yaygınlaştığına dikkati çekerek, obezitenin salgın boyutlarına ulaştığı, üye ülkelere obeziteyle mücadele politikaları geliştirmeleri çağrısı yaptı.

DSÖ’nün resmi internet sitesinden derlenen bilgilere göre, 50 yıl öncesine kadar gelişmiş ülkelerde belli oranlarda görülen obezite, bugün dünya geneline yayılmış bir sorun olarak kabul ediliyor, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde de kilolu ve obez sayısı artıyor.

DSÖ’nün rakamlarına göre, fazla kilosu bulunanların sayısı 1,6 milyarı, obez sayısı ise 400 milyonu geçerken, dünya genelinde her yıl 2,6 milyon insan obeziteye bağlı sağlık sorunları nedeniyle yaşamını yitiriyor.

Üye ülkelerin yeni bin yılın bu önemli sağlık sorunu üzerine daha dikkatle eğilmeleri çağrısında bulunulurken, gerekli önlemlerin alınmaması durumunda, 2015 yılında 15 yaş ve üzeri kilolu insan sayısının 2,3 milyara, obez sayısının da 700 milyona ulaşmasının beklendiğini açıkladı.

DSÖ verilerine göre, 21. yüzyılda en zorlu savaşın “çocuklarda şişmanlık” alanında verileceğini belirtilirken, “geleceğin obez adayları” olan kilolu çocukların erken yaşta kalp damar hastalıklarına ya da diyabete yakalanma risklerinin arttığına, sağlıksız kuşaklar riskiyle karşı karşıya kalındığına da vurgu yapılıyor.

Yüksek kalorili gıda ürünlerinin tüketimi hızla artarken, fiziksel aktivitenin de azaldığına işaret eden verilerde, alınan ve harcanan kaloriler arasındaki farkın arttığını, bu durumun dengelenmemesi halinde “obezite salgınının” daha da yaygınlaşacağını kaydediliyor.

Kilo sorunu olanların ve obezlerin diyabet başta olmak üzere onlarca hastalığa yakalanma riskinin yüksek olduğunu hatırlatan verilere göre, obezitenin önüne geçilebilmesi için hükümetlerin, uluslararası kuruluşların, sivil toplum temsilcilerinin ve özel sektörün katkıda bulunduğu kapsamlı programların acilen geliştirilmesi gerekiyor.

Söz konusu programların etkili olabilmesi için bireylerin daha sağlıklı bir yaşam anlayışı yönünde bilinçlendirilmesi ancak bir yere kadar etkili olmakla birlikte, yeterli olmadığını kaydeden Dünya Sağlık Örgütü, hükümetlere ve yerel yöneticilere, bireylerin fiziksel aktivitelerini artırmalarına destek olacak sağlıklı çevreler yaratma, sağlıklı gıdalara fiziksel ve mali anlamda kolay ulaşmalarını sağlama konularında önlemler alınması çağrısında bulunuyor.

DSÖ, metre cinsinden boy ölçüsünün, kiloya bölünmesiyle bulunan Beden Kitle İndeksi 25 ve üzeri olanları kilolu, 30 ve üzeri olanları ise obez olarak tanımlıyor.

Kaynak : AA

Bu meyve kanserden koruyor

alicMalatya Meyvecilik Araştırma Enstitüsü ve Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin yaptığı bir araştırmada, alıcın antioksidan madde içeriğinin birçok meyve türüne göre çok yüksek olduğu belirlendi.

Malatya Meyvecilik Araştırma Enstitüsü Müdür Yardımcısı Kadir Uğurtan Yılmaz, enstitü olarak “Alıçta Genetik Kaynaklarının Toplanması ve Korunması Projesi” ile Türkiye’deki yaklaşık 50 alıç türünü koruma altına almak için arazi çalışmaları yaptıklarını ifade etti.

Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile yaptıkları araştırmada, alıç meyvelerinin biyokimyasal içeriklerine bakıldığını ifade eden Uğurtan Yılmaz, şu bilgiyi verdi:

“Alıcın genetik kaynaklarının toplanması ve korunmasıyla ilgili yaptığımız çalışmalarda, ülke genelinde 50 alıç türü olduğu belirlendi. Bu konuyla ilgili çalışmalarımız Malatya, Bingöl, Mersin ve Erzincan illerimizde devam ediyor. Araştırmalarımız sonrasında alıcın antioksidan madde içeriklerinin birçok meyve türüne göre çok daha yüksek değerlerde olduğu belirlendi. Kansere karşı oldukça etkili olan bu değeri, daha önce kızılcıkta da görmüştük. Alıçlar kırmızı, turuncu, sarı ve siyah renkte olmak üzere birkaç türden oluşuyor. Hem sağlık, hem de ekonomi anlamında değer taşıyan bu türlerin korunabilmesi için arazi çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

“FARMAKOLOJİDE KULLANILMASINI BEKLİYORUZ”

Alıcı, tohumlarının sertliği nedeniyle yetiştirmekte zorluk yaşadıklarını ifade eden Uğurtan Yılmaz, böyle önemli bir ürünün yok olmaması için vatandaşların duyarlı davranması gerektiğini belirtti.

Alıcın ekonomik anlamda ülkeye ciddi getiri sağlayacağına vurgu yapan Uğurtan Yılmaz, “Hiçbir zaman kayısıya alternatif bir ürün demiyoruz, ama ek gelir sağlanabilecek çok iyi bir ürün” diye konuştu.

Alıçta bulunan antioksidanın kansere yakalanma riskini azalttığını bildiren Uğurtan Yılmaz, hücreleri kansere karşı koruyan alıcın, farmakolojide kullanılacak bir ürün haline gelmesini beklediklerini söyledi.

Kaynak : AA