Sağlık haberleri

Stresi, yiyerek atlatamazsınız!

 

Birçok insan strese girdiğinde bir kutu çikolata yiyerek mutlu olacağını düşünür veya soluğu buzdolabının önünde alır ama bu davranışın faturası genellikle fazla kilo olarak ödenir.

 
 
Uzmanlara göre, duyguların beslenme alışkanlığı üzerindeki etkilerinden kurtullmak çok da zor değil Bunun için bazı önerileri dikkate almak yeterli olabilir. Memorial Hizmet Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uz. Psikolog Sevda Sevimli Yurtseven, duyguların yeme alışkanlığına etkisine dikkat çekiyor. 


Kilo-Almak-icin-Diyet"Beslenme, yaşamak için bir zorunluluk ancak duygu ile birleştiğinde (üzülünce, sevinince, kızınca) yemeğe sarılma ya da yemekten sürekli kaçınma, sonrasında aşırı pişmanlık ve kendimizden nefret etmeye kadar giden bir süreç olabilir" uyarısında bulunuyor ve önerilerini şöyle sıralıyor:

"Yemek yemek haz verdiğinden stres anında buna alışan kişi yemekle stresi yatıştırmaya çalışabilir. Stres faktörü ortada çözümsüz dururken bir de üzerine fazla kilolar eklenebilir. Yemek bazen hissetmek istemediğimiz durumlarda, acıdan kaçmak için kullanılan bir anestezi haline gelebiliyor. Kilo ile ilgili çevresel baskı, medya etkisi ve bir de bunlarla birlikte sık sık başlanan ve sonuç alınamayan diyetler olumsuz etkilenen benliği daha da güvensiz hale getirebilir.

“YEMEK TEK ZEVKİM” DEMEYİN 
Normal açlık dediğimiz durum aslında kişinin bir öğün yedikten 3-4 saat sonra fizyolojik olarak hissettiği açlıktır. Yeme bozukluğu olan kişiler neredeyse hiç fizyolojik açlığı hissedemezler. Bu bize zaten yemekle ilgili duygusal problem yaşandığını gösteren bir durumdur. Aslında yemek yemek yerine o anda ne yapılmak istendiği takip edildiğinde duygusal ihtiyaçlara ulaşılır ve kişi yemek yiyerek rahatlamaya kaçmak yerine problem çözmeye odaklanabilir.


 

YAŞAM ŞEKLİNİZİ DEĞİŞTİRİN
Yeme bozukluklarında yemek yemek kişinin tüm hayatını şekillendirir. Kişi bunu fark etmeye başladığı anda aslında çok önemli bir adım atmış olur. Problem olduğunu görmek ve tanımını yapmak neredeyse yolun yarısıdır çünkü kişiyi değişime doğru motive eder. Ancak kişinin kafasındaki yemekle ilgili mitlere ulaşmak gerekir. Mesela kişi ‘sevdiğim bir şeyi yemeğe başlarsam kendimi durduramam, bugün çikolata yedim tüm diyet programım bozuldu, yemek tek zevkim, zayıflar daha mutludur, kilo almak çok korkunçtur ‘ gibi düşüncelere sahipse, bunları bulup değiştirmek önemlidir. Kilo vermek, kiloyu korumak sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanmak bir dönemlik bir iş değildir. Yaşam şeklini değiştirmek gerekir ancak bunun için de kişinin istekli olması en önemli koşuldur.”

Bağışıklık sistemini güçlendirme yolları

sonbaharSonbaharda havaların bir ısınıp bir soğuması hasta olma riskini artırır. Mevsim geçişlerinde yaşanan bu durum, vücudun savunma mekanizmasını zayıflattığı gibi hastalıkların artışına da sebep olur. Aile Sağlığı Uzmanı Dr. Ebru Talum Gürpınar, bağışıklık sistemiyle ilgili merak edenleri cevapları ve sonbahar aylarında sağlıklı yaşam için doğal ipuçlarında bulundu.

1. Bağışıklık sistemimizin güçlü olmasının önemi nedir?

Vücudumuz tüm bulaşıcı hastalıklardan kendi savunma sistemi olan “Bağışıklık Sistemi” sayesinde korunur. Bu sistem çökerse normalde hastalık yaratamayacak en basit bir zararlı organizma bile ölümcül sonuçlara yol açabilir. Vücut birçok çevresel etmene karşı savunmasız kalır. Üstelik kanser gibi hastalıklarla da vücudun başa çıkabilmesini bağışıklık sistemimizin güçlü olması sağlamaktadır. Kendini korumayan bir organizma er veya geç yok olacaktır. Bağışıklık sistemi de bizim kendimizi korumamızı sağlayan savunma sistemimizdir.

2. Neden bahar aylarında da bağışıklık sistemimizi güçlendirmeye ihtiyacımız vardır?

Mevsim geçişlerinde hastalık yapan mikropların doğada yayılımları artar, bir sıcak bir soğuk olan hava koşulları kişilerin bağışıklık sistemlerini zayıflatır ve hastalıklara karşı zemin hazırlar. Değişen hava koşullarına adapte olmaya çalışırken vücutta katabolizma artar bu nedenle organizmadaki bütün hücresel süreçlerin daha iyi iş görebilmek için desteğe gereksinimi olur. Bağışıklık sistemimiz de bu desteklenmesi gereken süreçlerden biridir. Çünkü zararlı mikroorganizmaların yayılımı çok daha kolay olduğundan bulaşması artar biz de daha fazla enfeksiyon riski ile karşı karşıya kalınır. Kişiyi koruyan da bağışıklık sistemi olduğu için onu sağlam tutmak şarttır.

3.Grip, soğuk algınlığı gibi hastalıkların genel sağlık üzerindeki başlıca zararlı etkileri nelerdir?

Grip viral bir hastalıktır. Bağışıklık sistemi normal çalışan bir insana bulaştığında, hafif ateş, kırgınlık, burun akıntısı, öksürük gibi semptomlar yarattıktan bir süre sonra iyileşir. Ancak eğer yeterli savunma yoksa, viral enfeksiyonun üzerine başka bazı ikincil enfeksiyon ajanları eklenebilir ve sinuzit, pnömoni, plörezi, orta kulak iltihabı gibi daha ağır enfeksiyonlar gelişebilir. Bu tür enfeksiyonlarda bağışıklık sistemi influenza virüsünü yenemeyecek denli zayıf bir hastayı ölüme sürükleyebilir. Küçük çocuklar ve yaşlılarda, özellikle de düzgün beslenemeyen kimselerde hele bir de sigara içiyorlarsa basit bir gribal enfeksiyon uzar ve hiç istenmeyen durumlar karşımıza çıkabilir.

4. Sonbahar aylarında hastalıklardan korumak için ne yapılmalıdır?

Düzgün beslenilmeli, mutlaka meyve ve sebze tüketilmeli, uykuya dikkat edilmelidir. Aşırıya kaçmamak kaydı ile içinde birçok mineral içiren fındık, kuru kayısı, badem, ceviz gibi kuru yemişler yemek ve en az 2,5 litre sade su içmek alınabilecek basit önlemlerdir. Toplu taşıma araçlarını kullanırken çok dikkat edilmeli, indikten sonra eller ve yüz mutlaka yıkanmalıdır. Kişisel hijyene dikkat etmek birçok enfeksiyona maruz kalınmasını engeller. Düzenli olarak dişlerini fırçalayan kişiler ağız, boğaz ve sindirim sistemi hastalıklarına belirgin biçimde daha az maruz kalır. Havanın da son derece aldatıcı olduğu bu dönemde giysilere dikkat etmek, fazla ince veya kalın giyinmemeye özen göstermek gerekir.

5. Bu mevsimde bağışıklık sistemini güçlendirmek için ne yapılmalıdır?

Bağışıklık sistemi yukarıdaki koşulları sağlanabilirse zaten kişiyi korur. Düzgün beslenen ve gerekli miktarda su tüketen bir insan zaten kendisine gereken vitamin ve mineralleri alır. Ancak bazı durumlarda yaşamında özel bir dönem geçiriyorsa; çalışma, uyku, beslenme düzeninde değişiklikler olmuşsa veya ruhsal durumunu etkileyecek olumsuz olaylar yaşıyorsa, aşırı stres altındaysa vitamin desteği alması doğru bir adımdır. Bu dönemlerde neye ihtiyaç duyduğunu belirlemek için doktor ve eczacıdan danışmanlık almak gerekir. Etrafımızda bulaşıcı hastalığı olan kişiler varsa, korunma ya da önlem alabilmek için vitamine ihtiyaç duyabilirler. Örneğin ekinazya ekstresi, mürver çiçeği, c vitamini, çinko, beta glukanlar.

6. Ekinezya, mürver, propolis, beta glukan gibi doğal ürünlerin bağışıklık sistemini güçlendirmedeki etkileri nelerdir?

Erişkinler her yıl 2-3 kez soğuk algınlığına yakalanır ve işe gidemez. Ekinezya bağışıklık sistemini aktive eder, savunma hücrelerinin etkinliğini artırır ve doğal öldürücü hücre aktivitesini artırır. İlk nezle belirtileri ortaya çıkar çıkmaz ekinezya kullanmaya başlanırsa semptomların süresi ve şiddeti azalabilir.

Mürver, hem antibakteriyel hem de antiviral (influenza) etkili olduğu için influenzanın sekonder yan etkilerine karşı da koruma sağlayabilir.

Geleneksel tıpta propolis viral hastalıklar, inflammatuar durumlar, ülserler ve yüzeyel yanıkların tedavisinde kullanılmıştır. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğine inanılır. Eski zamanlarda boğaz ağrısı olduğunda bir parça propolisin ağızda çiğnenmesinin hastalığa iyi geleceği düşünülürdü. Ancak akılda tutulması gereken şey; arılara, bal ve bunun gibi ürünlere alerjisi olan kişilerde propolisin daha şiddetli bir alerjik reaksiyon oluşturabileceğidir. Bu nedenle mutlaka çok dikkat edilmeli ve bilinçsiz kullanılmamalıdır.

Çikolata beyinde uyuşturucu etkisi yapıyor

cikolata21Bilim insanları, çikolata yerken kendini kısıtlamakta zorlanmanın, beynin beklenmedik bir kısmında afyona benzeyen bir kimyasal salgılamasından kaynaklandığını keşfetti.

Çikolatanın neden insanlar tarafından karşı konulamaz bulunduğunu anlamak için yapılan araştırmada, beyinde salgılanan bir kimyasalın, kısıtlama koymadan yemeye devam etmeye sebep olduğunu gösteren sonuçlar alındı.

ABD’deki Michigan Üniversitesi’nde yapılan araştırmayı yürüten Alexandra DiFeliceantonio, “Aldığımız sonuçlar, beynin insanları fazla tüketmeye itmek için düşündüğümüzden daha geniş bir mekanizmaya sahip olduğunu anlamına geliyor. Bu durum, günümüzdeki aşırı tüketimin nedeni olabilir” dedi.

BEYİNDE UYUŞTURUCU BİR MADDE SALGILANIYOR
Current Biology dergisinde yayımlanan makaleye göre, DiFeliceantonio ve ekibi, farelerin beynindeki neostriatum adlı bölgeye yapay bir uyuşturucu madde enjekte etti. Bu işlemden sonra, farelerin normalde yediklerinin iki katı çikolata tüketildiği gözlemlendi. Araştırmacılar, fareler çikolata yerken neostriatumdan ‘enkefalin’ adlı afyona benzer bir kimyasalın salgılandığını tespit etti.Araştırmacılar, enkefalin ya da başka bir maddenin, farelerin çikolatayı daha çok sevmesine sebep olmadığını, ancak salgılanan beyin kimyasallarının çikolata yemeye devam etme arzusu yarattığını ifade etti. Hareket etmede rol oynadığı düşünülen neostriatum adlı bölgenin böyle bir rolü olmasının şaşırtıcı olduğunu belirten DiFeliceantonio, bulguların insanlardaki aşırı yemek yeme eğilimi hakkında fikir verdiğini ekledi.

‘BU KİMYASAL BAĞIMLILIĞA YOL AÇIYOR OLABİLİR’
DiFeliceantonio, işlevi hakkında daha fazla bilgi elde edilen enkefalin hakkında, “Obez insanların yemek yendiği ve uyuşturucu bağımlılarının da uyuşturucu kullanılan sahneler gördüğü zaman, beyinlerinin neostriatum bölgesinin aktif olduğunu gösteren sonuçlar elde ettik. Enkefalinin farelerdeki etkisi, bu nörotransmiterin aşırı tüketim ve bağımlılığın bazı türlerine sebep olabileceğini gösteriyor” açıklamasını yaptı.

Araştırmacılar, devam eden çalışmalarda, bununla bağlantılı olan ve birçok insanın kontrol edebilmeyi umut ettiği başka dürtüleri anlamaya çalışacaklarını açıkladı. En sevdikleri ayaküstü restoranın önünden geçen kişilerin, aniden durma ihtiyacı duydukları sırada beyinlerinde ne olduğu hala gizemini koruyor.

Diş çürükleri bile bulaşıcıymış!

bebek_disiDiş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, 1 yaş ile 2-2,5 yaş arasındaki çocukların ağız ve diş sağlığından anne-babaların sorumlu olduğunu belirtti. Kışlaoğlu, diş çürüklerinin ebeveynlerden çocuğa bulaşabilen bir hastalık olduğuna dikkat çekerek anne-babaları bu konuda uyardı.

Bebek doğduğunda ağız ortamı çürük yapıcı bakteri içermez. Bu bakteriler büyük olasılıkla dişler sürmeye başladığında, sıklıkla da anneden bebeğine bulaşır.

Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, çok bileşenli bir enfeksiyon hastalığı olan diş çürüğünün bulaşıcı özellik taşıdığını söyledi. Bu bulaşmada anne-babanın (özellikle annenin), dikkat etmesi gereken belli özellikler olduğunu ifade eden Dr. Kışlaoğlu, “Bulaşmanın olmaması için anne, bebeğini beslerken kaşık, emzik, biberon gibi araçları kendi ağzıyla temasta bulundurmadan kullanmalıdır. Aksi halde anne, çürüğe yol açacak organizmaları kendi ağzından bebeğine aktarır” dedi.

Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, anne bulaşmayı üç yaşına kadar kontrol ederse, bu süreden sonra olabilecek aktarımın çocukta çok şiddetli çürük enfeksiyonu yaratma olasılığının düşeceğini vurguladı.

Dikkat etmeniz gerekenler neler?

Ebeveynlere, çocuklarının ağız ve diş sağlığı konusunda uyarılarda bulunan Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, şu bilgileri verdi:

“İlk süt dişlerinin sürmesini takiben anne ve baba, bebeklerinin dişlerini ya bu iş için üretilen özel fırçalar ya da gazlı bez parçası yardımı ile düzenli olarak fırçalamalıdırlar. Bebeklerin beslenmesi sırasında ballı emzik, şeker içerikli sıvı gıdaları içeren biberonun kullanımları biberon çürüğü olarak adlandırılan üst ön kesici dişlerde çürüklerin oluşmasına neden olmaktadır. Bebeklerin uykuya şekerli süt vs. içeren biberonlarla yatırılmaları ağızlarında kalıcı sorunların oluşmasına neden olur.”

Anne-baba diş bakımı konusunda çocuklarına model olmalı

Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, anne-babaların, bebeklerini bir sorun olsun ya da olmasın 6 ayda bir diş hekimine kontrole götürmelerinin önemini vurguladı. “Anne ve baba, çocuklarını diş sağlığına önem veren bireyler olarak görmek istiyorsa, onun önünde düzenli olarak ağız bakımına dikkat eden doğru bir model oluşturmalıdırlar” diyen Dr. Kışlaoğlu, bu konuda doğru ödüllendirmede alışkanlığın yerleşmesinde yardımcı olabileceğini vurguladı. Dr. Kışlaoğlu, ağızlarında yılda 2’den fazla yeni çürük oluşan çocukların, çürük gelişimi açısından oldukça yüksek bir risk altında olduklarına dikkat çekti.

Anne karnında insan beyni daha büyük

 

Şempanze ve insan fetüslerinin rahimdeki beyinsel gelişimini karşılaştıran bilim insanları, insan beyninin anne karnındayken şempanze beyninden daha hızlı büyüdüğünü keşfetti.

 
 
 
 
 

Japonya’nın Kyoto Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, insan ve şempanze beyinleri arasındaki farklılıkların henüz anne karnında gelişmeye başladıkları aşamada ortaya çıktığı saptandı. Araştırmada yer alan isimlerden Satoşi Hirata, “İnsan ve şempanze beyni arasındaki farkların ne kadar erken ortaya çıktığı şimdiye dek bilinmiyordu” dedi.

Yapılan araştırmada, primat adı verilen memeli hayvan takımındaki iki türde de, anne karnındaki beyinsel gelişimin başta hızlanarak arttığı görüldü. 22’nci haftadan sonra şempanzelerdeki gelişim sabit bir hızla gitmeye başlarken, insan beyninin iki ay boyunca hızla gelişmeye devam ettiği tespit edildi. İnsanlarda gebeliğin ortalama 38 hafta, şempanzelerde 33-34 hafta sürmesi de dikkate alındı.

Bu bulgular, iki hamile şempanzenin gebeliği 14’üncü ve 34’üncü haftaları arasında üç boyutlu ultrason görüntülemeyle takip edildi ve insan fetusunun ultrason görüntüleriyle karşılaştırıldı. İnsan ve şempanze beyinleri arasındaki farklılıkların hamileliğin başlarında ortaya çıkması beklenirken, şempanzenin anne karnındaki beyinsel gelişimi bu araştırma yapılana kadar ölçülmemişti.

BEYİN HAKKINDA YENİ İPUÇLARI
2011 yılında yapılan başka bir araştırmada, üç şempanzenin beyni altı aydan 6 yaşına kadar manyetik rezonans görüntüleme ile taranıp, hayvanların beyinsel gelişimi insanlarınkiyle karşılaştırılmıştı. Yapılan en son çalışma ise daha geniş kapsamlı bir çabayla primatların beyinleri arasındaki farklılıkların araştırılmasını bir aşama ileri götürdü.Araştırmacı Tomoko Sakai, “İnsanlar ve büyük insansı maymunlar arasındaki beyinsel gelişimdeki farklılıkları ortaya çıkarmak, modern insanın beyninin ve karmaşık davranışlarının olağanüstü gelişimini anlamamız için bize önemli ipuçları verecek” açıklamasını yaptı.

Araştırmacılar, cenindeki beyinsel gelişimi araştırmaya, beynin karar alma, kendinin farkında olma ve yaratıcılıkta rol oynayan önbeyin gibi kısımlarını inceleyerek devam etmeyi umduklarını ifade etti.

Kyoto Üniversitesi’nden Satoşi Hirata, Tomoko Sakai ve Hideko Takeşita’nın yaptığı araştırma Current Biology dergisinde yayımlandı.

Mevsim geçişleri bebeklerimizi nasıl etkiler?

mevsim_gecisleriDört mevsimin aynı günde bile görüldüğü ülkemizde; sabah güneşli bir gökyüzüne göre giyindiğimiz, öğleden sonra soğuk ve yağmurlu, hatta karlı bir hava ile şaşırdığımız çok olmuştur. Yazın sıcaktır, herkes açık renk tercih eder ve ince giyinir. Kışın ise soğuktan korunması gerektiği için, mutlak koruma önlemleri alınır. Fakat baharlar ve geçiş dönemlerinde, bu kurallar çok net uygulanamaz.

Ani ısı değişiklikleri, hastalıklara zemin hazırlar. Özellikler bağışıklıkları tam gelişmemiş bebek ve çocuklar daha savunmasızdır. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Bıçkıcı’ya, bu geçişlerde bebek ve çocukların yakalanabileceği hastalıklar nelerdir ve çocukları nasıl korumak gerekir diye sorduk.

Mevsim geçişlerinde alerjik hastalıklar ve astım neden artar?

Sonbaharda rüzgarların artması, ilkbaharda ise polenlerin her yere savrulması, alerjik bünyeli bebeklerde ve çocuklarda; astım, saman nezlesi, cilt lezyonları gibi klinik semptomların oluşmasına sebep olur. Bu dönemlerde koruyucu ilaçların kullanılması, rüzgarlı ve yeşil alanlarda, tozlu zeminlerde bulunmamaya özen gösterilmesi gerekir.

Grip ve grip aşısı çare olur mu?

Mevsim geçişlerinde, vücut direncinin düşmesiyle birlikte ortaya çıkan grip en sık karşılaşılan, çocuklarımızı okullarından ayıran salgınlar yapıp, bazen ülke çapında alarm verdirebilen virüslerle oluşan bir hastalıktır. Önlemler arasında koruma oranı en yüksek olan grip aşısı, 6 aylıktan büyük tüm çocuklara önerilmektedir. Bununla birlikte 6 aydan küçük bebek bakan kişilere, astım hastalarına ve kronik hastalığı olan çocuklara mutlaka yapılmalıdır.

Grip, bebekler için tehlike oluşturur mu?

Unutulmaması gereken nokta, erişkin ve çocuklarda sadece burun akıntısı ile kendiliğinden geçebilen grip nezle gibi virütik hastalıkların, bebeklerde bronşiolit ve zatürre yapıp solunum, kalp yetmezliğine kadar gidebilen tablolara neden olabilmesidir. Bebeklerimizi önce anne sütü ile destekleyip, okula giden kardeşlerden, kalabalık ortamlardan uzak tutmalı ve bebeğe dokunan herkese el yıkama alışkanlığı kazandırılmalıyız.

Kulak enfesiyonu (otit) neden sık görülür?

Mevsim geçişleri ile birlikte sık görülen hastalıklardan biri de kulak enfeksiyonudur. Çocuklarda kulak ile boğaz arası östaki borusu daha kısa olduğundan, boğaz enfeksiyonu bile, rahatça kulağa atlayabilir. Kulak beyin ile yakın komşuluğu ve tedavi edilmediği taktirde işitme kaybı riski nedeniyle, dikkate değer önlemler gerekir. Odanın nemlendirilmesi, burnun gerektiğinde serum fizyolojiklerle açık tutulması ve boğaz enfeksiyonu durumunda kulakların incelenmesi, ihmal edilmemesi gereken, olası komplikasyonları azaltır.

Güneş çarpmasını önlemek için ne yapmak gerekir?

Yazın sıcağıyla birlikte daha dik gelen güneş ışınlarına maruz kalan bebek ve çocuklarda hem ısı kaybı hem de güneş çarpması riski fazladır. Başlık takılması, açık renk ve ince giysiler giyilmesi, güneş kremleri kullanılması ve öğle vakitleri açık havaya çıkılmaması koruyucu olmaktadır.

Depresyona meyil neden artar?

Çok soğuk ve çok sıcak havalarda açık havaya çıkmalarının kısıtlanması, çocukların cıvıl cıvıl ve hareketli yapılarına terstir. Sürekli bulutlu, yağmurlu havalar ise erişkinde olduğu gibi, çocukların da hayata karamsar bakmalarına, iştahsızlığa, uyku problemlerine neden olabilir. Böyle zamanlarda eğlence, bazı oyun alternatifleri tasarlanması ve psikolojik açıdan destek olunması yararlı olacaktır.

Kilo alınması ve obezite neden artar?

Gecelerin uzadığı günler ve hareketlerinin kısıtlandığı kış aylarında, hem hareketsizlik hem de sıkıntı ile yemek yemeye başlayan çocuklarda aşırı kilo alımı, obeziteye zemin hazırlar. Haftada en az 2 gün spor kursları ile bu sorunu çözebilirsiniz.

Diyabetik çocuklarda durum nedir?

Hava koşullarının değişmesi nedeniyle oluşan enfeksiyonlar ve bu havalarda egzersizlerin düzenli yapılmaması, diyabetik çocuklarda kan şekeri regülasyonunu zorlaştırır. Her şartta, egzersiz ve enfeksiyona göre insülin dozlarının yeniden ayarlanması gerekebilir.