Sağlık haberleri

Çağın Hastalığı: Reflü

Her 5 kişiden 1`inde reflü görülmektedir. Midede yanma ve bulantı gibi belirtiler gösteren hastalıkta erken tanı tedaviyi kolaylaştırır…

 

1- Reflü yaygın görülen bir hastalık mıdır?

 

Reflü dünyada en sık görülen ve görülme sıklığı da sürekli artan bir hastalıktır. Artan bir sıklıkla görülmesinin türlü nedenleri var. Önceleri gastrit sanılan pek çok hastada sorunun aslında reflü olduğunun anlaşılması artışın birinci nedeni. İkincisi ileri tetkik yöntemlerinin daha yaygın kullanılması reflünün daha çok merkezde ele alınıp kesin tanısının konmasını sağladı. Üçüncüsü, batı tipi yaşam biçimimiz ve beslenme alışkanlıklarımız nedeni ile bu hastalık daha çok görülüyor. İstatistik olarak ABD`den verilen rakamlar her 5 kişiden birinin farklı derecelerde reflü yakınması olduğunu gösteriyor. Türkiye`de de yaklaşık 750 bin kişinin reflü nedeni ile ilaç kullanıldığı tahmin ediliyor.

 

2-Reflü tehlikeli bir hastalık mıdır?

 

Reflü aslında bir semptom yani bir yakınmanın adı. Kelime anlamı `geri kaçış demektir`. Hazım enzimleri içeren mide sıvısının yukarı doğru yemek borusuna kaçmasıdır. Yemek borusunun içi bu sıvıya karşı dayanıklı olmadığı için asitli sıvının burada oluşturduğu tahriş ve onun sonucu ortaya çıkan bulguların tamamına reflü denir.Reflü öncelikle insanın yaşam kalitesini bozan bir hastalıktır. Reflü uyku kalitesinde bozukluk horlama ve uyku apnesi de yapabilir. Reflünün hasta üzerinde olumsuz etkisi daha sık yaşam kalitesi ile ilgilidir ancak uzun süren ve tedavi edilmeyen vakalarda ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyonları olduğunu da biliyoruz.

 

3-Reflü nasıl anlaşılır?

 

Reflü yakınmalarının zengin bir çeşitliliği vardır. Ağza acı su gelmesi, göğüs kemiği arkasında yanma, midede yanma ekşime, ses kısıklığı, ses çatallanması, inatçı öksürük, astım ve farenjit, boğazda takılma hissi, ağız kokusu, diş problemleri, kalp krizine benzeyen göğüs ağrısı en sık görülen reflü yakınmalarıdır. Bu ve benzeri yakınmaların toplumda çok sık görüldüğünü ve bazılarının arkasında reflü dışı nedenler olduğunu unutmamak gerekir. İleri tetkik yöntemleri ile artık reflünün kesin tanısı mümkündür.

 

Kesin tanı için ne yapmak lazım?

 

Reflü ile ilgilenen merkezlerde kesin tanı koyma şansı var. Bunun için yapılması gerekenler, hastanın yakınmalarını dikkatle dinleyip muayene etmek, gerekirse endoskopi ve 24 saatlik PH takibidir. Bazı hastalarda yutma sırasında çekilen ilaçlı film, manometre ve ayırıcı tanıda ultrasonografi de gerekli olabilir. Kesin tanı çok önemlidir. Çünkü bu hastalıktan muzdarip olduğunu düşünen on binlerce kişi yaşam biçimini değiştiriyor, rejim yapıyor ve bir kısmı da sürekli ilaçlar kullanıyor. Bu hastalığın uzun süren bir tedavi süreci vardır. Böyle bir disipline girmek için insanlar hastalığın kesin tanısından emin olmak ister.

C Vitamini almanın çocuklar için önemi

Gereğinden fazla C vitamini almanın sağlıklı bireyleri hastalıklardan korumadığına dikkat çeken uzmanlar, anne ve babaları çocuklarına gerektiği kadar vitamin, meyve ve sebze yedirmeleri, gereksiz yere antibiyotik vermemeleri konusunda uyarıyor.

İstanbul- Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Metin Karaböcüoğlu, araştırmaların, gereğinden fazla C vitamini almanın sağlıklı bireyleri hastalıklardan korumadığını ortaya koyduğunu belirterek, çocuklara gerektiği kadar meyve ve sebze yedirilmesi gerektiğini bildirdi.

 Karaböcüoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, çocuklarda sık görülen üst solunum yolu hastalıklarına karşı alınması gereken önlemler ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

 Anne ve babaların çocuklarını en sık doktora götürdükleri hastalıkların başında üst solunum yolu enfeksiyonlarının geldiğini belirten Karaböcüoğlu, çocukların bir yılda 6-8 defa üst solunum yolu iltihabı geçirebildiğini, özellikle yuvaya veya okula ilk başlanan yıllarda bu hastalıkların daha sık görüldüğünü vurguladı.

 Karaböcüoğlu, anne ve babaların çocuklarını üst solunum yolu hastalıklarından korumak için önerilerini de şöyle sıraladı:

 ”Anne ve babalar çocuk hastalandığında gereğinden fazla C vitamini içeren portakal, mandalina, limon yedirip, onu kış boyunca hastalıklardan koruyacaklarına inanırlar. Araştırmalar, gereğinden fazla C vitamini almanın sağlıklı bireyleri hastalıklardan korumadığını ortaya koymuştur. Anne ve babaların çocuklarına gerektiği kadar vitamin, meyve ve sebze yedirmeleri yeterlidir.

 ‘Çocukta ateş var’ diye gereksiz yere antibiyotik verilmemeli. Bir uzmana danışılmalı ve çocuğun hastalığına göre tedavi uygulanmalıdır. Üç aydan küçük çocuğun her ateşlenmesinde doktoru haberdar edilmelidir. Üç aydan büyük çocuklarda tüm ateş düşürücülere rağmen 48 saatten fazla uzun süren ateşi varsa, yemek yiyemiyor, kendisini halsiz ve mutsuz hissediyorsa hemen doktora gidilmelidir. Anne ve babalar mümkün olduğu kadar kapalı ve kalabalık ortamlardan, hasta olduğu bilinen kişilerden çocuklarını uzak tutmalıdır.

 Hastalıklardan koruyuculuk özelliği kanıtlanmış tek şey anne sütüdür. Anne sütü, çocuğu orta kulak iltihabı ve üst solunum yolu iltihapları dahil olmak üzere pek çok hastalıktan korur. Anneler bebeklerini ilk 6 ay mümkünse tek anne sütü ile beslemeli, 6. aydan sonra da ek gıdalarla birlikte 18-24 aya kadar anne sütü vermelidir. Aileler çocuklarının yanında sigara içmemeli ve içilmesine izin vermemelidir. Soğuk her ne kadar tek başına hastalık nedeni değilse de, aileler çocuklarını soğuk havalardan korumaya özen göstermelidir.”

Diyet için Ne kadar Ekmek Yemeli

ekmek3Beslenmede ölçü, miktar ve ihtiyaç prensibine vurgu yapan MÜ Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, ekmeğin enerji için ‘olmazsa olmaz’ olduğuna dikkat çekerek, mantıyla veya makarna ile yenmesi durumunda dahi doğru tüketildiğinde kilo yapmadığına dikkat çekiyor.

İstanbul- Marmara Üniversitesi (MÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu , ekmeğin temel besin ögelerinden biri olduğunu belirterek, ”Eğer ekmeği günlük ihtiyacınızın üzerinde tüketirseniz kilo yapar. Beslenmede bir prensip vardır ölçü, miktar ve ihtiyaç. Ekmeğin miktarını abartmadan ihtiyaç kadar tükettiğimizde korkmamak lazım” dedi.

Elmacıoğlu, Türkiye’nin yemek kültürünün temel besin ögelerinden birinin ekmek olduğunu söyledi. Bugün Akdeniz beslenme piramidine ya da dünyanın diğer beslenme piramitlerine bakıldığında, temelinin karbonhidratlardan oluştuğunu belirten Elmacıoğlu, ”Ekmeğin yanında tam buğday unundan yapılan her türlü ürün de enerji için olmazsa olmazımızdır” dedi.

Sağlıklı beslenmede günlük harcanması gereken kalorinin yüzde 60′ının karbonhidratlardan karşılanması gerektiğini belirten Elmacıoğlu, ”Bunun da en temel, en ucuz, en sağlıklı besin olarak tam buğday unundan yapılmış ekmek olmasını arzu ediyoruz. Türkiye’de belki tam buğday unu kullanılmasa da enerjinin büyük bir kısmı ekmekten karşılanıyor. Bu güzel bir sonuç” diye konuştu.

Elmacıoğlu, bugün Amerika’da birey başına 400 kilogram süt tüketildiğini ifade ederek, şunları söyledi:

”Bu günlük bir kilodan fazla süt ediyor. Süt çok güzel, çok yararlı bir besin. Ancak beslenmede bir prensip vardır ölçü, miktar ve ihtiyaç. İhtiyacın üstünde tüketilen her şey kilo yapar. İhtiyacın üstünde tüketilen en pahalı besin ögesi örneğin kırmızı et, ihtiyacın üstünde tüketirseniz hem kilo yapar, hem de böbrek sistemine zarar verir. Eğer ekmeği günlük ihtiyacınızın üzerinde tüketirseniz kilo yapar. Buna ekmekten yapılan bütün tahıl ürünlerini ekleyebiliriz. Her şey ihtiyacın üzerinde tüketilirse kilo için sıkıntı yaratır. ”

Elmacıoğlu, ekmeğin 2 bin yıldır kullanılan bir besin ögesi olduğunu kaydederek, ”Ekmeğin miktarını abartmadan ihtiyaç kadar tükettiğimizde korkmamak lazım” şeklinde konuştu.

Mantı ile yenen ekmek, kilo yapmaz

Mantıyla veya makarna ile yenen ekmeğin de doğru tüketildiğinde kilo yapmadığını belirten Elmacıoğlu, şöyle devam etti:

”Şunu irdelemek lazım. Belki bazı enerji gereksinimi olan insanlar makarna ile birlikte ekmeği tüketebilir ama onun yanına bir yoğurt ilave ettiğinizde, bir de sebze salatası ilave ettiğinizde mükemmel bir besin ögesi olur. Burada beslenmeye toplumlar ön yargı ile bakıyor. Biraz daha temel beslenme bilgilerini koyarsak bence toplumlar bu konuda bilgilendikçe ne zaman, nerede, ne tüketeceklerini bilirler. Olaya ‘ekmek kilo yapar’, ‘makarna kilo yapar’ gibi bakmamak gerekir. Ne kadar tüketildiği önemli.”

Obeziteyle mücadeledeki en büyük önlem

Elmacıoğlu, gıdaların glisemik yükü bulunduğunu, bu nedenle yemeklerin günde 5 öğün şeklinde tüketilmesi gerektiğini vurgulayarak, ”Günde 5 öğün tüketmemizin sebebi yükü 5′e bölersek bunu taşımak daha kolaydır. Harcamak daha kolaydır. Kilo almama ya da kilo vermede doğru bir yöntem olur ama siz bir anda organizmayı bol miktarda ekmek, mantı ile birden yüklerseniz, glisemik yükü çok yüklediğiniz için organizmaya kötülük etmiş olursunuz. Besinleri günlük 5-6 öğüne bölerek tüketmek, azar azar sık sık tüketmek obeziteyle mücadeledeki en büyük önlem ve tedbirdir” diye konuştu.

Kilo almamak, sindirim sistemini koruyabilmek ve sağlıklı tutabilmek adına en az 20 dakikada yemek yenmesi gerektiğini kaydeden Funda Elmacıoğlu, ”20 dakikadan sonraki zaman bizim için artıdır. Hayat şartları içerisinde eğer 30 dakikayı muhafaza edersek hem sağlımızı koruruz hem de obezite ile mücadelede etkin oluruz” şeklinde konuştu.

Kalsiyum ilaçları alırken dikkat!

ilac4Ankara- BBC’nin haberinde, Almanya’da yapılan bir araştırmanın, kalsiyum ilaçlarının, kalp krizi geçirme olasılığını artırabileceği ve ”dikkatli bir şekilde alınması” gerektiğini gösterdiği ayrıca uzmanların, kalsiyum dahil olmak üzere dengeli beslenmenin daha iyi bir strateji olacağı görüşünü savundukları belirtildi.

Sonuçları ”Heart” (Kalp) dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde Heidelberg’deki Alman Kanser Araştırma Merkezi’nde 23 bin 980 kişi, 10 yılı aşkın bir süre izlendi ve kalsiyum ilaçları alanlarla almayanların kalp krizi geçirme oranları karşılaştırıldı.

Merkezde, kalsiyum ilaçları almayan 15 bin 959 kişiden 851′inin kalp krizi geçirdiği, kalsiyum ilaçları alanların kalp krizi geçirme olasılığının ise almayanlardan yüzde 86 oranında daha yüksek olduğu gözlendi.

Kalsiyum ilaçları, kemiklerin güçlendirilmesi ve kırılmaların önlenmesi için sıklıkla yaşlılar tarafından kullanılıyor.

Çay Tansiyonu Düşürür Mü

cay2Avustralyalı bilim insanları, belirli ölçülerde düzenli çay tüketiminin tansiyonu düşürdüğünü ispatladı.

Ankara- Dr. Jonathan M. Hodgson başkanlığındaki ekibin yaptığı, sonuçları Archives of Internal Medicine dergisinde yayımlanan araştırmada, 35 ile 75 yaş arasındaki, tansiyon değerleri normal denekler kullanıldı.

Deneklere önce dört hafta boyunca her gün üç fincan çay içirildi. Dört haftanın ardından deneklerin yarısı aynı miktarda çay içmeye devam ederken, diğer yarıya, tat ve kafein miktarı açısından aynı olan placebo çay verildi.

Gerçek çay içenlerde üç ay sonra sistolik basıncın (büyük tansiyon) 2,7 mmHg, altı ay sonra 2 mmHg düştüğü görüldü. Diastolik basınçta (küçük tansiyon) ise üç ay sonra 2,3 mmHg ve altı ay sonra 2,1 mmHg azalma tespit edildi.

35 yaş üstü hamilelikte risk daha yüksek

hamilelik5İstanbul – Preeklampsi hastalığı (gebelik zehirlenmesi) gebeliklerin yüzde 2-5’ini etkileyen, anne ve bebek ölümlerinin en önemli sebebi olan bir gebelik sorunu olarak tanımlanıyor. Bu hastalık dünyada her yıl 100 bin civarında kadının ölümüyle sonuçlanan ciddi bir durum olarak biliniyor.

 Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Şule Selvi, bu hastalığın ortaya çıktığı gebeliklerdeki bebeklerde, anne karnında gelişme geriliği olasılığının dört kat fazla olduğunu belirtiyor.

 Bu hastalığın 32’nci gebelik haftasından önce gelişmişse erken, sonra gelişmişse geç preeklampsi olarak değerlendirildiğini belirten Dr. Şule Selvi, “Erken preeklampsi aynı zamanda ciddi (ağır) preeklampsi olarak da tanımlanır. Özellikle erken preeklampsinin önceden belirlenmesi ve önlenmesi bugün tüm dünyada kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının en çok uğraştığı konuların başında geliyor” diyor. Hastalığın belirtileri hakkında bilgi veren Dr. Şule Selvi, bunları şöyle sıralıyor:

 • Gebeliğin ikinci yarısından itibaren gelişen hipertansiyon.

• İdrarda protein görülmesi.

• Vücutta ödem oluşması.

• Oksijenlenmenin azalması.

• Hipertansiyona bağlı olarak gelişen böbrek yetmezliği.

• Görme kaybı.

• Karaciğer fonksiyonlarında bozulma.

• Bu durum beyni etkilediğinde, önce sara krizi-baş ağrısı ile başlar (ki buna eklampsi denir)sonra da beyin kanaması meydana gelebilir. Öldürücü sonuçlar ise karaciğer yırtılması, böbrek yetmezliği, vücutta yaygın kanamalar ve beyin kanaması ile olur.

 Şişmanlar ve ilk kez gebelik yaşayanlar dikkat etmeli!

 Hastalığın erken tanısı için gebenin öyküsünün çok iyi alınmasının önemini vurgulayan Dr. Şule Selvi, hastalığın sıklıkla 35 yaş üstü hamilelerde, ilk gebeliğini yaşayanlarda, vücut kitle endeksi 30’un üzerinde olanlarda, önceki gebeliğinde preeklampsi geçirmiş kişilerde, damar hastalığı mevcut kadınlarda ve tedaviyle gebe kalanlarda görüldüğünü söylüyor. Gebeliğin 11-13’ncü haftalarında yapılan muayenede kan basıncı ölçümünün basit gözükse de ideal ölçüm yapıldığında oldukça belirleyici olduğuna değinen Dr. Selvi, şunları söylüyor:

 “Tansiyon her iki koldan, 5 dakika istirahat sonrası, kalp hizasından ölçülmeli ve bir dakika sonra tekrarlanmalıdır. Büyük ve küçük tansiyon ölçümlerinin toplamı 110 mm hg’nin üzerindeyse risk oluşturuyor. Yine 11-13’ncü haftada yapılan doppler ultrason incelemesi de önemli bir belirleyici uygulamadır. Son yıllarda üzerinde çalışılan biyokimyasal belirteçler de umut vermektedir.”

 Tedavisi nasıl yapılıyor?

 Bu hastalığın henüz bilinen bir tedavisinin bulunmadığına dikkati çeken Dr. Şule Selvi, “Tedavi gebeliğin haftasına göre, hastalığın belirtilerinin ciddiyetine, bebeğin doğumdan sonra yaşayabilirliğine bağlı olarak gebeliğin sonlandırılmasıyla, yani gebenin doğurtulmasıyla oluyor. Diğer tedaviler sadece belirtilerin hafifletilmesi ile zaman kazanmak amacıyla yapılıyor” diyor. Dr. Selvi, bu konuda faydalı buldukları bazı bilgileri paylaşarak şunları söylüyor:

 “Gebeliğin 12’nci haftasından itibaren (12-16. haftalarda) riskli grup hastalarda, düşük doz aspirin kullanımının, preeklampsinin erken gelişmesini, belirti ve bulguların hafifletilmesini, aynı zamanda bebeklerde gelişme geriliğinin azaltılması sağladığı ispatlanmış. Yüksek risk grubunda bulunan, beslenmesinde kalsiyum eksikliği olan gebelere ilave kalsiyum vermek faydalı olabiliyor. Ayrıca magnezyum takviyesi yapmak azımsanmayacak faydalar sağlıyor. Hipertansiyonu ve ödemi azaltmakta az tuzlu, bol proteinli diyet işe yarayabiliyor. Yüksek tansiyonu kontrol altına almak için tansiyon ilaçlarının mutlaka doktor kontrolünde alınması gerekiyor ve tansiyonun yakın takibi büyük önem taşıyor.”